Search

Peki bizim hiç mi günahımız yok?

Tutturmuşuz bir haçlı zihniyeti, başımıza ne gelirse ondan biliyoruz.

Bir konuda başarısız mı olduk kesin haçlı zihniyetinin parmağı vardır, yoksa nasıl olur da biz ‘mükemmeller’ başarısız oluruz? Bir de buna (öz)eleştiri özürlülüğü eklenince her şeye topyekün ve tek elden bir gerekçe bulup koro halinde bunu tekrarlıyoruz.

Aykırı ses çıkartan olursa da hemen onun üstüne tetikçileri salıp bertaraf ediyoruz. Bu yazıyı da aykırı bulup bana akla gelmedik iftiralar atacak bir güruhun olduğunu biliyorum, ama korkunun ecele faydası yok diyerek aklımdan geçenleri paylaşmam gerektiğine de inanıyorum. Bunlar benim kişisel görüşlerim ve sadece beni bağlarlar. Başka kişi ve kurumlarla ilişkilendirenler art niyetli olurlar.

Gelelim şu ‘haçlı zihniyetine’. Bizimle ilgili her türlü olumsuzluğu Batı’ya yüklemek hem doğru değil hem de zararlıdır. Doğru değil, çünkü Batı homojen bir toplum değil, haliyle topyekün bir zihniyet söz konusu olamaz.

O zihniyette olanlar mutlaka var, ama o zihniyete karşı olanlar da var, hem de çoğunluk olarak. Batıda irili ufaklı sayısız sivil toplum kuruluşu ırkçılığa, faşizme ve ayrımcılığa karşı mücadele vermektedirler. Bir çok ülkenin anayasasında temel insan hakları hiçbir ayırım yapılmadan güvence altına alınmıştır.

Bunları göz ardı ederek Batı’yı topyekün düşman ilan etmek her şeyden önce hakkaniyetli bir tavır değildir.

Tabii ki Batılıların zaman zaman ikiyüzlülüğü ve çifte standardıyla karşı karşıya kalıyoruz, ama onları gündeme getirirken kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi gösterip hem kendi payımızı göz ardı edemeyiz hem de bir genelleme hatasına düşüp kronik bir düşmanlığın olduğunu söyleyemeyiz. Hele bunu iç siyasete malzeme yaparak hiçbir sonuca gidemeyiz.

Bu tavır genel olarak toplumları özel olarak da biz Batı’da yaşayan Türkleri ile yaşadıkları ülke toplumlarını ayrıştırır. Zaten var olan sorunlar zaman içinde içinden çıkılamaz hale gelir. Nitekim bu tavrın olumsuz yansımaları daha şimdiden her alanda kendini hissettirmektedir.

Siyaset yapmak isteyenlerin önü kesilmekte, iş müracaatı yapanlar işle alakası olmayan sorularla karşılaşmakta ve daha bir sürü olumsuzluk. Siyasiler tarafından karşılıklı oluşturulan algının boyutu endişe verici hale gelmiştir ve bir an önce durumun normalleşmesi için çaba harcanmalıdır.

Özetle söylemek gerekirse, yangına körükle değil, tulumbayla gitmeliyiz. İşe önce makul ve sağduyulu kişi ve kurumlarla diyaloga girerek başlamalıyız. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batırmazsak bir adım yol alamayız. Bizim hiç mi günahımız yok sorusunu sormadan da hakkaniyetli bir tavır geliştiremeyiz.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *