Algı Yönetimi ve Tehdit Algısı

Haber Gazetesi bu sayıda 7/24 Hollanda ve Avrupa gündemini meşgul eden Türkiye ve Türkler tartışmasını manşetine taşıdı.

Bu manada Almanya ve Hollanda ekseninde alevlenen tartışmaları, sosyolojik gerçeklikten uzaklaştırarak, salt bir diplomasi hatası olarak görmeyi doğru bulmam. Yaşanan krizleri şuur altında bulunan hesaplaşma duygusunun dışa vurumu olarak telakki ederim.

Yazılarımı takip edenler bilirler. Öteden beri, sosyal statümüzle ilgili bir çok yazılar yazarak, toplumsal hafızayı uyarmaya çalıştım. Sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi alanlarda elde ettiğimiz hakların bir lütuf değil, bedeli ödenerek kazanılan haklar olduğunu defaatle yazdım ve savundum. Seçme-seçilme hakkı yanında, çifte vatandaşlık gibi kazanımların insan hakları alanında gelişmiş ülkelerin kabul ettiği demokratik haklardan olduğunu ifade eden yazılar da yazdım.

Bugün yaşadığımız sıkıntıların kaynaklarına inmek açısından, şöyle bir sorunun cevabını aramanın daha mantıklı yol olacağını düşünürüm. Peki ne oldu da birden bire birlikte yaşama iradesi hasar gördü? Adana Milletvekili Prof. Dr. Talip Küçükcan hocanın tabiriyle olaylar “sosyolojik kırılma” aşamasına doğru evrildi ve Türkler istenmeyen toplum ilan edildi.

Konuyla ilgili cevaben bir çok teori üretmek mümkün. Haçlı zihniyeti dirildi, Avrupa aslına rucüv etti. 11 Eylül sonrası türetilen korkular Türk-İslam fobisine dönüştürüldü gibi, teorik cevaplar bulmak akla uygun gelebilir. Ancak, benim esas dikkat çekmek istediğim en önemli husus tüm bu sebep ve korkuların beslediği ve kıta Avrupasını huzursuz eden en can alıcı tehlike algısı “kültürel tehdit” algısıydı.

Hatırlanacağı gibi her şey “kültürümüzün İslamlaşmasına” karşı önlemler başlığı altında başladı ve aşırı sağın, Avrupa faşizminin tetiklediği kültürel tehdit manipülasyonu popülizmi besleyen kaynak olarak siyasallaştırıldı. Siyasi ve diplomatik aktörlerin sebep olduğu bazı münferit olaylar ve toplumsal gerilimler ise, yeni bir tehdit algısını “iç güvenlik tehdidi algısını” yarattı.

Avrupa’lı Türkler ve Türkiye’nin sabrının sınanması yanında, Erdoğan karşıtlığı üzerinden terörizme verilen destekle birlikte, Avrupa’nın kendi değerler sistemine uygun düşmeyen uygulamalarına şahit olmaktayız. Avusturya’lı internet sitesi Krone’un haberine göre, aşırı sağcı ve göçmen karşıtı FPÖ partisi’nin lideri Heinz Christian Strache, Facebook hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan destekçisi Avusturya’lı Türklerin ülkeyi terk etmesini talep eden bir açık mektup yayınladı.

Strache, sosyolojik kırılmanın en tehlikeli boyutunu seslendirmekten sakınmadı. Avusturya ve Avrupa’da yaşayan Türkler Avrupa’da kalarak “acı çekmek istemiyorlarsa” ülkelerine geri dönmeleri gerekir diye tehdit eden beyanatlarda bulundu maalesef.

Sonuç olarak demek isterim ki; sokağa çıktığımızda komşularımızla selamlaşamayacak kadar gerginlikte diplomatik ilişkiler yürütülmesini asla arzu etmediğimiz halde, yaratılan krizin bedelini biz Avrupa’lı Türkler ödedik.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *