Search
Ahmet Suat Ari

Akıl tutulması

Millet olarak topyekün akıl tutulması yaşıyoruz. Kimsenin kimseye tahammülü yok. Bu duruma çare olması gerekenler de adeta fırsattan nemalanmanın peşinde, habire ateşe odun taşımaktalar. En kötüsü de milletin aklıyla alay etmeleri. İnsanın gözünün içine baka baka her şeyi kendi istedikleri istikamette millete yutturmaya çalışıyorlar.

Sosyal medyayı hiç açmasak daha iyi olur, zira orası ayrı bir alem! Bu konuyu şimdilik burada bitirelim, zira konumuz bu sefer Hollanda’daki akıl tutulması.

Akıl tutulması sadece bizde yok. Yaşadığımız ülke de pek farklı sayılmaz. Ama buradaki akıl tutulmasının kaynağı bizimkinden biraz farklı. Burada sadece Müslümanlar ve (Müslüman) mülteciler söz konusu olunca yaşanıyor akıl tutulması. Tek tesellimiz Anayasa’nın 1. Ve 6. Maddeleri sayesinde yasal güvenceye sahip olmamız. Aksi takdirde neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.

Bu toplumda yaşayıp de çevresinde olup bitenlerden haberdar olanların da malumu olacağı üzre gerek Avrupa’da gerekse yaşadığımız ülke Hollanda’da kısmi bir ayrımcılık ve ırkçılık söz konusudur. Kısmidir, çünkü hedefte sadece Müslümanlar vardır.

Artık özellikle iş pazarında olmak üzere Müslümanlara yönelik ciddi bir ayrımcılık söz konusudur ve bunun boyutları günden güne genişlemektedir. Hatta zaman zaman yasaları zorladığına da şahit olmaktayız. Buna bir de son zamanlarda mülteciler üzerinden yürütülen ırkçılık eklenmiştir.
Wilders gibi siyasilerin de kışkırtmasıyla (Müslüman) mültecilere yönelik ciddi saldırılar söz konusudur.

Hem siyasilerin hem de saldırganların mültecilere karşı olumsuz tavırlarının gerekçesi, onların Müslüman olmaları veya öyle oldukları varsayımıdır. Ülkeye büyük meşakatlar çekerek gelebilenler karşılaştıkları manzara karşısında ikinci bir şok yaşamaktadırlar. En kötüsü de potansiyle suçlu muamelesi görmeleridir.

Peki nasıl oldu da Hollanda gibi hoşgörüsüyle tanınan, çok kültürlülüğün kabul gördüğü bir ülkede bunlar olabilmektedir? Hele hele zaman zaman demokratik karar mekanizmalarının (şiddet içeren) baskılar yüzünden işlememesini anlamak mümkün değil.

Mülteciler Kabul Bürosunun isteği üzre bünyelerinde bir mülteci kampı oluşturulup oluşturalamayacağını görüşmek isteyen belediye meclisleri basılmakta ve gerek meclis üyeleri gerekse daimi encümenler tehdit edilmektedirler. Sadece tehditle kalmayıp şiddete de başvurmaktadırlar. Bu yüzden ertelenen belediye meclisi toplantıları bile söz konusudur.

Bu saldırganları kışkırtan siyasilerin ise, bırakın bu şiddeti kınamayı, en küçük bir memnuniyetsizlik ifadesi içeren bir tavırlarını görememekteyiz. Tam aksine yangına körükle gidip, mağdurların daha da mağdur olması için teklifler vermektedirler.

Daha 15-20 yıl öncesine kadar kabul edilemez bulunan ve herkesin tepkisini çeken söylem ve tavırlar günümüzde iyiden iyiye sıradanlaşmıştır.
Bu duruma gelinmesinde hem medya hem adalet hem de siyasilerin rolü büyüktür. Yazılı ve görsel medya ırkçı ve ayrımcı söylemleri her gün topluma sunmakta ve yerli yersiz her fırsatta onlara düşüncelerini aktarmaları için podyum sunmaktadırlar.

Geleneksel siyasi parti temsilcileri ise elektoral kaygılarla bazen ırkçıların dümen suyuna gitmektedirler, bazen de onları taklit etmektedirler.
Hukuk sisteminin de olması gerektiği gibi işlediğini söylemek mümkün değil. Aleni Anayasa suçu işlendiği halde kamu savcıları harekete geçmediği gibi, yapılan şikayetleri de düşünceyi ifade etme özgürlüğü kisvesiyle işleme sokmamaktadırlar. Ara sıra açılan davalar da ırkçılar lehine şova dönüşmektedir.

Kaygı verici boyuttaki bir diğer gelişme de Müslümanların inançlarını istedikleri gibi yerine getirebilmelerini engelleme çalışmalarıdır. Üstelik bu sadece ırkçılar tarafından değil, yerleşik siyasiler tarafından da zaman zaman alenen yapılmaktadır.

Helal kesim ve ibadet yerleri ile ilgili tartışmalar buna örnektir. Nerede bir cami projesi söz konusu ise orada hemen camiye karşı gruplar oluşmakta ve engellemek için her yola başvurulmaktadır.

Belediyeler de tepkilerden korktukları için ya ağırdan almakta ya da işi yokuşa sürmektedirler.
Sözümona çevredekileri memnun etmek için değişik istişare platformları oluşturup ‘polder modeli’yle uzlaşma sağlamaya çalışılıyor.

Üstelik bu sözde muhatapların her halükarda civarlarında Müslümanlar için bir ibadet yeri istemediklerini bile bile! Zaten bu muhatapların bir çoğunun akıl hocaları da bölgeyle alakası olmayan ırkçı siyasilerdir.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, Hollanda Anayasası bizlere güvenli bir liman işlevi görmeye devam edecektir. 1. Maddede ifade edilen “Hollanda’da yaşayan herkes eşit şartlarda eşit muameleye tabi tutulur. Hiç kimse inanç, dünya görüşü, siyasi fikri, kökeni ve cinsiyeti dahil hiç bir sebeple ayrımcılığa maruz bırakılamaz” ibaresi çok önemlidir ve bunun herkes şuurunda olmalıdır. 6. Madde de “Her fert dini inancını, kanunların verdiği sorumlulukların saklı kalması kaydıyla, ferdi veya grup halinde yaşama hakkına sahiptir” ifadesyle inanç hürriyetini güvence altına almaktadır.

Bunlar birilerinin bizlere lutfettiği haklar değil Anayasal haklardır ve onlardan istifade etmek de gayet tabiidir…




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *