Temiz Toplum Arayışı

ABD’deki Reza Zarrab davası ve diğer başka olaylar gösteriyor ki küresel güçler, Türkiye’yi temiz toplum arayışına sürüklemek istiyorlar. Anlaşılan o ki, AB ve NATO kendileriyle kurduğu ilişkileri sorgulayan Türkiyeden rahatsızlık duyuyorlar. O münasebetle dir ki, ABD ve Almanya gibi ülkeler, kendi mahkemelerinde kurumsal yozlaşma olduğuna dair kararlar çıkartarak, Türkiyenin imajını kirletmek istiyorlar. İçimizde ki NATO ve Batı bağımlısı aklı ermezler ise, kirlilik bahanesiyle görülmemiş bir telaş içerisinde küresel güçlerle iş tutmayı marifet biliyorlar.

Diğer taraftan sessiz çoğunluğu temsilen sağcı-solcu, laik-dindar sağduyu sahibi kimseler, Türkiyenin küresel oyunlarla hizaya çekilmek istenmesine rıza göstermiyor, itiraz ediyorlar. Aksi halde geziden bu yana, dış güdümlü heyecan ve öfkeye dayalı duyguları kabartacak kaos planları geri tepmez, arzu edilen çatışma ortamı sağlanmış olurdu. O nedenle 15 Temmuz hain darbe girişimi başarılı olamadı. O nedenle silahlı kuvvetler 15 Temmuz da hiyararşik düzen ve emir komuta zincirine bağlı kalarak hareket etmedi.

Peki ama neden? Türkiye güzel, güzel uygarlık yolunda ilerlerken ve de AB’ye girmek isterken, kim neden önünü kesmek istedi? Cep telefonlarıyla küreselleşmeye, bilgi teknolojileriyle bilişim çağına hazırken, nereden çıktı bu çağdışılık iddaları. Sahi nereden çıktı bu İtalya özentisi temiz toplum arayışları? Kim neden rahatsız oldu ve nasıl geldik bugünlere? Doksan küsür yıl önce kazandığımız milli kurtuluş hareketiyle hesaplaşma bugünlere mi tesadüf ettirildi? Yada ülkeyi çağdaş uygarlık düzeyine taşıyacağına inanarak gerçekleştirdiğimiz, kültür bakanı yardımcısı Doç. dr. Hüseyin Yaman’ın “Devlet Reformu” diye tabir ettiği sistem değişikliği “Cumhurbaşkanlığı Hükümet” modeli mi huzursuz etti? Yerel ekonomik güçlerin bile sınırsız ve hızlı bir şekilde dünya ya açılma girişimleri mi korkuttu? Yada savunma sanayisinde NATO ya bağımlılığı azaltacak yerli ve milli gerişimler, İMF ve Finans çevrelerinden bağımsız gerçekleşen büyüme orantısı vs gelişmeler mi ürküttü?

Yukarıdan aşağıya sorguladığımız neden ve niçinlerden sonra; kamusal alanda varsa hoşa gitmeyen durumların hırsızlık, yolsuzluk, adam kayırma ve rüşvet gibi, ahlak dışı davranışların tek sorumlusu olarak, sadece hükümet edenleri suçlamayı doğru bulmam. Hantal işleyen bir yapıyı, kanun ve kurallar koyarak düzeltmeyen yasamayı, yargıyı, kuralları ihlal eden bürokrat ve ahaliyi de sorumlu tutarım. Ayrıca basın ve medyanın, kamusal alanda yapılan yanılışları doğru ve kesin bilgilerle duyuracak yerde, toplumsal vicdanı hedef alan rıza üretme ve şuur paketleme, yargı ve algı bozukluğu yaratma girişimlerini de ahlaki bulmam.

Sosyal değişimlerin ivme kazandığı süreçler, içeride: mevcut durum ve statüden hoşnut olanları, dışarıda ise: alışıla gelmiş teslimiyetçi zihniyetin terk edilmesinden korkanları rahatsız eder. Ve hemen küresel destekli temiz toplum söylemleri devreye sokulur, değişimi engelleyecek tuzaklar kurulur. Sanki rüşvet, yolsuzluk, adam kayırmacılık ve sair kirlilikler sadece bugünün ve yanlızca bizim ülkemizin sorunuymuş gibi taktim edilerek, sosyal vicdanı huzursuz etmek isterler. Bu manada esas olan, siyasi çekişmelerle vakit kaybetmek değil, kurulan tuzaklarla ilgili toplumsal aklı uyararak yola devam etmektir.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *