İnsan kolay yetişmiyor

 

Ibrahim-Karaman-web

 

 

Rotterdam’daki Feijenoord İlce Belediye Başkanı Seyit Yeyden ve Yardımcısı Turan Yazır’in istifasıyla sonuçlanan son durum bize yeni şeyler öğretti. Hollanda’da yerleşmiş olan statüko, Türk toplumuna ve bireylerine topluca bir mesaj vermek istedi. Bu mesaj “O kadar da kendi gücüne güvenme, ben istediğim zaman seni oradan almasını bilirim” şeklinde okunabilir. Bu statükonun üyeleri bazı siyasetçilerden, bir takım medyadan ve Hollanda’nın iyiliğini istemeyen birtakım akılsız insanlardan oluşuyor.

 

Başkan Seyit Yeyden’in başkanlık pozisyonu, daha kendi ifadesi ve savunması alınmadan, tabiri caizse statükonun tanrıları tarafından kurban edilmiştir. Bu kararı statükonun tanrıları aldı belki, ama uygulamayı maalesef genelde olduğu gibi piyonlarla gerçekleştirdiler. Ve bu piyonlardan bazıları Türk kökenli siyasiler. Ya akılları ermediği ve siyaseti taşıyamadıkları için alet oldular, ya da daha pozisyonlarının akıbetinden korkup göğüs germeye cesaret edemediler. Seyit Başkan’ın neredeyse kendi garantisi zannettiği kendi grubu PvdA ekibinin yanlış bir taktik hamlesi, bu sonu getirdi. Olay aslında çok derinlere dayanıyor. İzah etmeye çalışalım:

 

 

 

 

Feijenoord Bölgesi’ndeki bir cami yurdunun 22 yıldır ruhsatsız idare edilegelmesiyle patlak veren olaylarda kabak, en sonunda Türk kökenli yöneticilerin başı üzerinde patlatıldı maalesef.

 

 

 

Olayı araştırmak için görevlendirilen Belediye Yönetimleri Kurumu üyelerinin hazırladığı rapor sanki magazin haberleri verir biçimde düzenlenmiş yer yer.  Seyit Yeyden ile bizzat görüştüm. Başkan kendi döneminde verilen 211 sübvansiyonun tamamen yasal koşullarda olduğunu aktarıyor ve rapor da bunu doğrulamış zaten. Üstelik bu 211 sübvansiyondan sadece 8 tanesi Türk kuruluşlarına verilmiş. Bu dönemde alınan 2200 karar, kanunlar ve hukuk çerçevesinde ve tarafsız raporun bunu da onayladığını söylüyor. Raporda tek sorun olarak “Feijenoord’da yerleşik kokuşmuş bir yönetim” olarak gösteriliyor. Yani bu kokuşmuşluk zaten yıllardır Feijenoord’a hakim imiş. Sanki bir zihniyet “bu kokuşmuşluk kalsın, günü geldiğinde istemediğimiz şahsiyetleri görevden uzaklaştırmak için kullanabiliriz” şeklinde uyarlanmış.

 

PvdA(10) , CDA(2)  ve Groenlinks (2)’ten oluşan koalisyonun 14 üyesi var. Toplamda 25 üyeli bir belediye olan Feijenoord’da 10 kişilik PvdA’nın 5 tanesi Türk kökenli üyelerden oluşuyor. Hollanda medyasında çıkan karalama kampanyasında sürekli Türkler kayırmacılıkla suçlanınca, Başkan Seyit Yeyden ve ekibi bu konuyu araştırması için Belediye Yönetimleri Kurumu’na sevkediyor. Seyit Yeyden ‘Bu kadar suçlamaya gelemezdik’ diyerek bunun açığa kavuşmasını istiyor. Hollanda basının sürekli baskısı ve PvdA ilçe grubunun, raporu daha incelemeden bir telaşa kapılması, acemice denilebilecek bir şekilde desteklerini belediye yönetiminden çekmeye kadar veriyor. 5 Türk kökenli üyeden sadece Serdar Çiçek, PvdA’nın üstten gelen baskısına boyun eğmeden, suçlamaları reddederek partiden ayrılıyor. Diğer Türk kökenli üyeler ise partide kalmayı ve partinin kendilerine biçtiği görevi, yani PvdA desteğini çekmeyi seçiyorlar. Sadece birisi daha parti dayatmasına boyun eğmeden istifa edip kendi grubunu kursa koalisyon düşecek, yeni koalisyon kurma çalışmaları için süreç başlayacak ve Seyit Başkan’ın istifasına gerek kalmayacak. Ancak bilinmeyen bir el diğer Türk kökenli 4 üyenin basiretini bağlıyor ve olaylar iddia olunanların kendilerini savunabilecekleri günü bile beklemeden istifa zorunluluğunu getiriyor.

 

90 bin nüfuslu Feijenoord’un yaklaşık 20 bini Türklerden oluşuyor. Olayları Türk toplumu daha algılayamadan bir katakulli ile, sevilen bu 2 insanımız görevlerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Daha iyi yerlere geleceklerinden ve layık olduklarından kuşkumuz yok. Tanıyan, tanımayan herkes üzüntüsünü dile getiriyor bu insanlarımızla karşılaştıklarında. Ancak bu süreçte, bizden olan başkana ve yardımcısına yeterince omuz çıkamadığımızın acısını önümüzdeki yıllarda da çekeceğiz. Bu insanlar kolay yetişmiyor. Siyaseti daha emin adımlarla yürümek için Siyaset Okulu’nun gerekliliği bu vesileyle bir kez daha hatırlatılır. İlgilisine!

 

KEM SÖZ SAHİBİNE AİTTİR

 

Geçen sayımızda yayınladığımız ‘Gezi Parkı Hollanda’daki Türkleri de böldü’ başlıklı yazımıza birkaç adet tepki geldi. Tepki verenlerin hepsi kamuoyunda yakından tanıdığımız insanlar. Zaten çok büyük bir Türk kamuoyumuz yok ve bu arkadaşlarımızın gündeme mâlolmuş şahıslar olması da anlaşılabilir bir durum. Gezi Parkı olaylarının Hollanda Türklerini de farklılaştırması ve çoklarının kamuoyunda bilinen ya da bilinmeyen yönleriyle görüş bildirmeleri bizim açımızdan haber değeri taşıyan bir durumdu ve bunu haberleştirdik.

 

Yazıları nerden aldık? Facebook, Twitter gibi sosyal medya ortamından ya da bir şekilde bize ulasan basın bildirilerinden derlenmiş yazılardı. Facebook’tan temin ettiğimiz yazılardan dolayı, listelerimizdeki bazı şahıslar anlaşılmaz tepkiler gösterdiler ve kendilerinden izinsiz bunu nasıl yayınladığımızın ihtirasına düştüler. Tepki veren arkadaşlarımız, daha önce sosyal medyada paylaştıkları görüşlerinin doğru olup olmadığını, o görüşlerin bizatihi kendisini tartışmak yerine, sırf bu bilgileri kendilerine sormadan gazetede yayınladığımızdan ötürü müşteki olduklarını bildirdiler. Adı üstünde: SOSYAL MEDYA. Bu ortama düşmüş herşeyin haber değeri olabilir. Bu gündemi nasıl değerlendirdiğinizle alakalı bir durum.

 

Hollanda medyasında da, Türkiye’deki medyada da artık sosyal medyaya düşen yazıların haber değeri taşıdığı bir vakıadır. Kaldı gitti ki biz HABER Gazetesi olarak Gezi Parkı Olayları’nın halkı düşünce olarak ikiye bölmesinden oluşan durumda bile, ‘bunlar iyidir bunlar kötüdür’ diye bir seçenek vermedik. Sadece o olayların Hollanda’ya gereksiz bir şekilde sıçramasını gözler önüne seren bir haber oluşturup durum tesbiti yaptık. Haberde verilen ‘eski iş arkadaşları, karı-koca bile birbilerine müsamahalı davranamadılar’ manasındaki yazı için telefonla arayan ya da Facebook’dan yazan arkadaşlar, tartışmalarının ya da bozuşmalarının sözkonusu olmadığını ve bunu okurlarımıza iletmemizi istediklerini bildirdiler. Ne güzel, sevindirici bir durum işte, eğer öyleyse. Biz de zaten bu tür bozuşmalara ya da kamplaşmalara fırsat vermeyelim görüşündeyiz. Ancak gazetemiz dağıtılmaya başladıktan sonraki günde ‘durumdan vazife çıkaran’ bir kızımız, bol hakaret ve iftira içeren, beni şahsen tanımayan biri tarafından formüle edildiğini bildiğim, epey hazımsız bir yazı yaz(dır)ıp, ortağı olduğu bir websitesinden yayına aldı. Kendisine bir tetikçi görevi çıkarması kendi bileceği bir iştir, sonuçta kişisel özgürlükler ve medya özgürlükleri demokrasilerin vazgeçilmezidir. İftira, yalan ve küfür içeren kafasının içindeki düşüncelere de bir şey diyemem. Varsın orada sınırsız özgürlüğünün tadına baksın. Ancak iftira ve yalan içeren tüm yazdıklarını kendisine iade ediyorum. Kem söz sahibine aittir.

 

Birilerinin bu olayları kullanıp kendilerini popüleştirmesine ve gereksiz polemiklere alet olmak, geleceğimiz bir oyun değildir. Biz kişisel haklara saygı çerçevesinde, şahısların kendilerine hakaret ve küfretmeden, insanları aşağılamadan ve hiç bir durumda olayları terörize etmeden, sorumlu yayıncılık anlayışımızla işimize devam edeceğiz. İçlerinde bulundukları feraset tıkanmasından arınmalarını temenni eder, ‘iyi günler göreceğiz çocuklar’ deyişiyle umudumuzu kaybetmemiş olmayı salık veririm.