Zeynel Abidin Kılıç

Aklın ortak kullanma hâli…

zeynelabidin-kilic-web

“Düşünceler gayeleri doğurur. Gayeler eyleme dönüşür. Eylemler alışkanlıkları oluşturur. Alışkanlıklar da karakteri belirler”

“HABER’e geçtin diye mi değiştin?!..”
HABER Gazetesi ile olan münasebetimizi farklı yorumlayan ve geçen sayıdaki makalemize yanlış mana yükleyen dostlarımızla karşılaştık. HABER’e, ayda bir söyleşi hazırlamak ve bir makale yazmak hususunda Sevgili İbrahim Bey’e verilmiş bir sözümüz var. Bir mekân değişikliği söz konusu değil. Hâlen kurucusu olduğumuz gazetede bize tevdi edilen görevi sürdürmeye çalışıyoruz. Bu manada bize gelen tepkilerden duyduğum rahatsızlığı tekrar yaşamamak adına böyle bir açıklamayı sizlerle paylaşmak istedim.

“Nerde bir Müslüman görsem korkuyorum” başlıklı yazımızı sadece bir mekân değişikliği değil zihin değişikliği olarak anlayan, değerlendiren dostlara rastladım. Yazının tamamı okunmuş olsaydı, ne tür Müslümandan korktuğumuz, kimleri sevmediğimiz anlaşılırdı… Kaldı ki HABER’i o manada değerlendirmek bile abesle iştigal etmektir. Belki önümüzdeki sayılarda ne tür Müslümanlardan korktuğumuzu ve hangilerini sevmediğimizi yazma imkânımız olur…

Yine mi sandık, usandık…
Aylardır seçim havası soluyoruz. Adayların koşuşturması, öz örgütlerin toplantıları, basının çağrısı seçmeni harekete geçirmeye yetmiyor.
Halkın kendi gündemi faklı; onlar içerisinde bulunduğu sorunlar yumağından kurtulmanın çabasındalar. Siyasîlerin bu sorunları çözme yerine arttırdığı kanaatindeler. Seçildikten sonra kendilerini unuttuklarını düşünüyorlar. Bu yüzden çağrılara kulak asılmıyor, sandığa giden yollar tıkanıyor. Tek sebep de bu değil. Seçmen, kime ve niye oy vereceği noktasında da kararsız ve bilinçsiz.
Nasreddin Hoca gibi herkese hak veriyorum. Aday ‘oy’ istiyor, haklı; seçmen ‘vermem’ diyor, haklı.
Peki kim haksız? Doğrudan suçlamak yerine, STK’ların bu konuda izlediği yol ve yöntemde bir aksaklık olduğunu düşünüyorum.
Bir üye olarak STK’ya soruyorum, ‘oyumu kime vereyim?’ Aldığım cevap, ‘sakın oy verme!’ şeklinde: “Adaylardan biri için kullan!”
STK’lar bağımsızlığını, tarafsızlığını korumak adına, üyesinin kendisinden beklentisine müspet ve açık seçik bir cevap veremiyor. Kaldı ki STK’ların, bağımsız ve tarafsız olmak gibi bir durumları da söz konusu değil.
STK’lar, adlarının herhangi bir partiyle anılmaması için böyle bir yol izliyor olabilir. Bu noktada onlara da hak verelim. Ama STK’lar kendi bünyelerinde oluşturacakları siyasî birimler vasıtasıyla üyelerine seslerini çok rahatça duyurabilirler ve üyelerinin beklentilerine olumlu bir cevap verebilirler.

Avrupa Parlamentosu için birbirinden değerli 5 adayımız var. Hollanda’da çalışmalarını yürüten ve güçlü olduklarına inandığım sadece 5 STK’mız bu adaylardan birini desteklediğini duyursa, 5 adayımız da seçilir.
Adaylar belirlendiğinde, sağ, sol ve merkezden 5 güçlü STK bir araya gelmeli ve her biri kendi düşüncesine yakın bir partiyi ya da adayı destekleyeceğini kamuoyuna açıklamalıydı.
Bence böyle bir uygulama STK’ların bağımsızlığına halel getirmez aksine, siyasî ve toplumsal katılımı güçlendirdiği için asli görevini yerine getirmiş olurdu. Her adayın seçilebilmesi için ortalama 20 bin oy gerekiyor. Hollandalı Türk toplumunun seçmen sayısı yaklaşık 200 bin. Seçmen sayısının sadece yarısı, yukarıda istenilen şekilde; organize olmuş bir hâlde sandığa gitse, 5 adayı da seçtirebilirdik.
Şu anki gidişat ve görüntü, onca uğraş, çaba ve emeğe rağmen hiçbirinin seçilemeyeceği yönünde. Yazık değil mi? Kim verecek bunun hesabını? Bu seçimde de geç kaldık galiba. Umudumuz diğer seçimlerde. Ama yazık oluyor, zira zaman aleyhimize çalışıyor…

“Nasılsanız öyle idare edilirsiniz”
Konu STK’lardan açılmışken, kendilerini, dolayısıyla toplumumuzu ilgilendiren şu hususların da altını çizmekte yarar görüyorum:
Makam, mevki, sınıf, parti, hizip, cemaat ve özellikle benlik duygusundan, düşüncelerinden arınmış bir hâlde karşımızdakinin düşüncesini ufkumuzu açma ve bir zenginlik olarak görerek bir araya gelmeye, birbirimizi anlamaya, tanımaya, dinlemeye başladığımız gün, kurtuluşa giden yolların dikenlerden ayıklandığını, hatta açıldığını göreceğiz.
“Nasılsanız öyle idare edilirsiniz” buyuran Kutlu Elçimizin önümüze koyduğu düstur, günümüzü ve ahvâlimizi özetliyor aslında. Bizim sorunumuz ve önceliğimiz başımızdakileri değiştirmek, değil, kendimizi değiştirmek olmalıdır. Bizim değiştiğimiz gün onlar da değişecek ve düzelecektir zaten.

“….. Onlar işlerini kendi aralarında danışma, meşveret (istişare) ile yaparlar…” buyuruyor Yüce Mevla’m. O’nun çağrısına kulak tıkadığımız içindir yaşadığımız bu olumsuzluklar.
‘Aklınızı ortak kullanın’ buyruğu etrafında kümelensek, var olan pek çok sorunu yaşamıyor olacağız.
İnsanlarımız arasına ekilen, etnik, mezhep ve fikir ayrılığının fitne tohumları meyvelerini verdi ve koskoca bir millet paramparça, darmadağın oldu.
Türkiye’deki bu dağınıklığı gittiğimiz her ülkeye taşıdık. Elin oğlu aralarındaki duvarları yıkarken, bizler; aynı vatanın evlatları, öz kardeşler aramıza durmadan yeni duvarlar ördük.

Düşman, her gün birimizi tokatladı; diğerlerimiz ise, dövülen kardeşimize atılan dayağı zevkle seyretti; ertesi gün sıranın bizlere geleceğini hesap edemedik. Sonrasında da, yere yığılan ve bir daha doğrulamayan bir millet oluverdik.
Haksızlığın karşısında bir kalkan gibi durmayı erdem bilen ‘yüce’ milletten “Bana değmeyen yılan bin yaşasın!..” diyebilen ‘cüce’ bir millete döndük ve yeni bir insan(!) cinsi türettik…
Bizleri bir araya getirecek onlarca esaslı sebep varken; hiçbir değeri olmayan ayrılık nedenlerini kutsadık, korkunç bir parti, hizip, görüş, cemaat, fikir taassubuyla hareket eder hâle geldik. Yazık!..
Oysa, vurdumduymazlık, aymazlık, nemelazımcılık, öz örgütlerin ruhuna aykırı olan hasletlerdir.

‘Tabela örgütü’ olmaktan kurtulma vakti gelmedi mi?
Sevgili STK yöneticileri, sizler, insanları bilgilendirmede, ufuk açma, hedef ve yol göstermede, örgütlemede, gasp edilen haklarını meşru zeminlerde arama ve almada; dayanışmada, beraberce hareket etme ve eylem birliğinde, ‘öncü-önder’ olmanız gerekmiyor mu?…
Bu kadar incitilen, hakları gasp edilen toplumumuzun itibarını geri iade etmek için daha ne bekliyoruz?
Toplanmanın, silkinmenin, ayağa kalkmanın, yürümenin zamanı gelmedi mi artık?
Bir STK yöneticisi olarak, önümüzdeki 5-10 yılın plan-program ve projesini çıkarttınız mı? İnsanlarımızı nasıl bir gelecek bekliyor? Bu sancılı sürecin nasıl biteceğinin hesabını yaptınız mı?
Hollanda’nın son yıllarda insanlarımıza yönelik antidemokratik uygulamalarının karşısında tüm STK’lar olarak bir araya gelmeyi, karşı durmayı ve yeri geldiğinde en az 100 bin insanımızı parlamento binası önünde eyleme çağırmayı düşünüyor musunuz?
Kurumsallaşmada 40 yılı aştığınızdan söz ediyorsunuz. Başta Kraliçe olmak üzere bu ülkeyi yönetenlere bugüne dek, kurumunuzu tanıtan, amaç, hedef ve projelerinizi anlatan tek sayfalık da olsa bir mektup gönderdiğiniz oldu mu?

Hollanda’yı idare edenlere her yıl çalışma programınızı gönderdiniz mi, bu ülkeyi yönetenleri faaliyetlerinize davet ve ortak ettiniz mi, katılmalarını sağladınız mı ve bu yolla lobi misyonunuzu yerine getirmiş oldunuz mu?
Senede bir kez bu manada yazılmış bir mektup göndermiş olsaydınız, bugün soykırım dayatması, eşcinsellik, ötenazi, helal kesim, geri dönüş yasası vb. gibi uygulamalara dâhil edilmeyecek, hak gaspları yaşanmayacaktı.
Dil, din, kültür ve milliyetimize yönelik karalama, iftira, yok etme politikalarını konuşmuyor olacaktık. Zira Hollanda devleti ve hükûmeti sizi ve gücünüzü tanıyacak, çalışmalarınızı yakından takip edecek ve görüşlerinizi, tavsiyelerinizi ciddiye alacaktı.

Temsil ettiğiniz insanlar sizlere güveniyorlar ve sizlerden çok şeyler bekliyorlar bilesiniz!.
Zira sizler, önümüzü aydınlatan ‘fener’ doğru yön bulunmasına yarayan ‘pusula’ ve tehlike bölgelerini, emniyet yollarını gösteren birer ‘harita’ hükmündesiniz…
Eğer işlevinizi, vizyon ve misyonunuzu iyi üstelenememişseniz, vay bizim hâlimize, vay bizim geleceğimize!..




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *