3. Dünya Savaşı çıkar mı?

Tarihin en büyük diplomasi krizi Türkiye ile Rusya arasında yaşanıyor. Diplomatik kriz dünya savaşına yol açarmı bilinmez. Burnumuza gelen kan ve barut kokusunu takip ettiğimizde yolumuz mutlaka İslam coğrafyasında bir ülkeye çıkıyor. Şii İran’ın öncülüğünde, Ortadoğu mezhep kavgalarına teslim edilmek isteniyor.

Artık, 3. Dünya Savaşı çıkar mı sorusu, gülüp geçilecek cinsten basit ve komik bir soru olmaktan çıktı. İnsanlık evrensel değerlere saygı ve birlikte yaşama iradesini yitirdi. Şimdilik Doğu ve Batı ayrımı olarak tanımlanan küresel kriz, Rusların İran’ı kışkırtmasıyla mezhepsel derinlik kazanabilir. Türkiye coğrafi konumu ve kültürel akrabalık bağları nedeniyle, maalesef bu cehennemin tam da ortasında. Suriye krizi Rusların kışkırtmasıyla birlikte küresel boyut kazanarak 3. Dünya savaşının çıkmasına doğru evrilebilir. 1.Dünya savaşında olduğu gibi, Türkiye bir oldu bittiyle çıkacak savaşa müdahil olabir.

Bölgede kan ve barut kokusu üzerinden yürütülen mezhepsel ayrışmaya dayalı kutuplaştırma siyaseti, telafisi mümkün olmayan sonuçlara gebe olabilir. Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye birlikte ittifak etseler dahi Türkiyenin tavrı belirleyici olur. Dışarıdan Rusya destekli İran itilafı Esadı kullanarak, mezhepsel dengeleri alt üst ettirebilir. Selefi Araplar ile Sünni Türklerin aynı safta durmasına misilleme olarak, Şii İran’ın Hırıstiyan Ruslarla ittifak kurmasını, salt enerji politikalarıyla izah etmek eksik ve hatalı olur.

Bölgedeki Sünni Kürtlerin durumuna gelince, Sunni Kürtler her zaman olduğu gibi konjonktüre göre hareket ediyorlar. Esed rejimiyle işbirliği eden Süriye Kürtleri hariç, vaziyetleri ikircimli, arasat’ta kalmışlar görünümünde. Tarihi süreç içerisinde Mezepotamya denen bölgede dengeler nasıl değişirse değişsin, bölgenin kader ve yazgısını daima etnik ve dinsel ayrımlar tayin etmiştir.

Ortadoğunun kaderini değiştirecek olaylarda kullanılan terör örgütlerinin işledikleri vahşetleri dini referanslara, cihat gibi kavramlara dayandırması, Kuran’ın şiddeti onayladığı anlamına gelmez. Dini metinleri herkes işine geldiği gibi yorumlasa dahi Kuran şiddeti onaylamaz. Haçlı seferlerine meşruiyet kazandırmak isteyen Kilisenin Ruhban sınıfı gibi bir sınıfı islam kabul etmez. Kilise; şefkat, merhamet ve sevgi peygamberi Hz. İsanın kitabı incilde ki bazı pasajları şiddet önerir şekilde yorumlatmış olsada, İslam bu yanılğıyı kabul etmez. Semavi kitaplarda ayetler kendi kendine konuşmaz. Kutsal metinleri, konuşturan insan, yorumlayan da akıl üstü bilinçtir. Kitab-ı Mukaddesi savaşı destekleyecek şekilde yorumlatıp, Haçlı seferlerini organize ettiren bilinç, aynı yöntemlerle Cihat kavramını işleyerek, Kuranı da şiddeti destekleyen bir kitap olarak yorumlatma çabası içerisinde. İran Mollaları hariç, İslam Ulemasını ayetlerin yanlış tefsir edilmesine müsade etmez diye bilirim.

Hiç kimse Türkiyeden gönül coğrafyasında, yanıbaşında çıkan yangına duyarsız kalmasını beklemesin. Öyle bir beklenti hem tarihi gerçeklik, hem de dinin emrettiği kardeşlik duygusuyla bağdaşmaz. Bu durumda Türkiye tarihi sorumluluğunun farkında olarak hareket edip yaraları sarmalı. Türkiye’nin tavrı savaş taraftarı değil, akan kan ve gözyaşını durdurmak, mazlum ve madurların hak ve hukuklarını korumaktan yana bir tavır olmalı.

Yaklaşan yeni yıl münasebetiyle 2016 yılının tüm insanlığa huzur ve barış getirerek, hayırlara vesile olmasını diler, yeni yılınızı tebrik ederim.




Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *